PURUTHANA

Purutoğlu Ailesi


Mahmut Recai Purutoğlu, 1968 yılında Bayburt’ta dünyaya geldi.

Çocukluğu ve gençliği, Veysi Efendi Mahallesi’nde yer alan, halk arasında “Puruthana” diye bilinen o tarihi evde geçti. O yıllarda mahallede yaklaşık otuz aile atölye sahibiydi. Toprak, ateş ve emek, bu mahallenin günlük hayatının bir parçasıydı.

Recai Usta, daha çocuk yaşta babasının yanında çalışmaya başladı. Çamura dokunarak, toprağı yoğurarak öğrendi bu mesleği. Ortaokulu bitirmeden eğitim hayatına son verdi; çünkü hayatın öğretmeni atölyeydi. Atölye işlerinin yanında ticaret ve hayvancılıkla da uğraştı. Ancak babasının vasiyeti her şeyin önüne geçti. O vasiyetle birlikte tüm hayatını purutçuluğa adadı.


Ev ve atölye iç içeydi.

Yaklaşık bin metrekarelik bu tarihi yapı; odaları, aşhanesi ve bahçesindeki puruthanesiyle yalnızca bir üretim alanı değil, bir yaşam alanıydı. Yıllar boyunca burada çanak, çömlek, kiremit, tuğla, purhenkler, tandırlar, saksılar ve kireç üretildi.

1990’lı yıllara kadar bu çeşitlilik devam etti. Ancak zamanla teknoloji değişti; fabrikalarda üretilen daha ucuz ve dayanıklı ürünler piyasaya girdi. Mahalledeki atölyeler birer birer kapandı. Bugün Bayburt’ta faaliyetine devam eden tek atölye, Mahmut Recai Purutoğlu’nun atölyesidir ve burada yalnızca tandır üretilmektedir.

Recai Usta, ailesinin Selçuklular döneminden beri Bayburt’ta üretim yaptığına inanır.

Kendisini, dededen toruna aktarılan dokuz asırlık bir geleneğin son temsilcisi olarak görür. Atalarının yüzyıllar boyunca yalnızca çömlekçilikle geçindiğini, başka bir gelir kaynakları olmadığını anlatır. Dedelerinin bir dönem çinicilik de yaptığını söyler. Ne yazık ki bu üretimlere dair yazılı belgeler günümüze ulaşmamıştır. Büyük ihtimalle Birinci Dünya Savaşı yıllarında kaybolup gitmiştir. Ama purutçuluğun hafızası hâlâ canlıdır.

Hayatının farklı dönemlerinde sebze halinde tüccarlık da yapmıştır, hayvancılıkla da uğraşmıştır. Ama tandırı hiçbir zaman bırakmamıştır. Çünkü babası Abdürrezzak Usta’nın sözü nettir:
“Hangi işi yaparsan yap, çömlek ve tandır işlerine yardım edeceksin.”
Bu söz, bir nasihat değil, bir mirastır. Babasının vefatından sonra yalnızca tandır üretimine yönelmiştir.
Eskiden üretim çok çeşitlidir.

Çanak, çömlek, kiremit, tuğla, borular, saksılar, yayıklar, soba tuğlaları, bacalar, küpler, pipolar, semaverler, nargile lüleleri, Arnavut kaldırımları ve kireç… Zor koşullarda, murçla kayalar parçalanır, ocaklarda yakılır ve kireç elde edilirdi.

Bir zamanlar günde dört bin kiremit ya da tuğla döküldüğü olurdu. Recai Usta, kendi gördüğü dönemde bile beş yüz kiremitin döküldüğüne tanıklık etmiştir.


Dedesi Recep Usta çini de üretmiştir.

Çiniden yalnızca darbuka yapılmış, ancak bunun ahîlik anlayışına uygun olmadığı düşünülerek bu üretim sürdürülmemiştir. Kirecin, çanağın, boyalı malların fırınları bile ayrı ayrıydı. Bugün ise talep neredeyse sadece tandıra kalmıştır. Bu yüzden purutçuluk, tandırla yaşamaya devam etmektedir.

Recai Usta’ya göre tandır, insanlığın ortak mirasıdır. Hiçbir millete ait değildir. Yerleşik hayata geçen ilk topluluklardan bu yana insanlar toprağı pişirme ve ısınma için kullanmıştır. Urartular da, Hititler de tandırı bilmiştir. Ortadoğu halklarının hemen hepsi yüzyıllardır tandır kullanmaktadır. Bayburt’ta ise çanak, çömlek ve tandır üretimi tarih boyunca Türkler tarafından yapılmıştır.

Ama bu meslek Recai Usta için yalnızca üretim değildir.

Tandır yapmak, ona düşünme ve yalnız kalma imkânı verir. Toprakla baş başa kaldığında, onda yaratımı ve yok oluşu görür. Ona göre sanat, insanın içindekinin maddeye yansımasıdır.

Ve bu iş, ancak aşkla yapılır.

Puruthana’da hâlâ bu aşk vardır.

Toprağa dokunan, geçmişle bugünü bir arada tutan bir aşk.